13.11.2012

Hanımların Dikkatine !



Baştan anlaşalım. Bu senin beklediğin gibi bir tanıtım yazısı olmayabilir. Ne bekliyorsun onu da bilmiyorum ya, ama illa çok resmi bir şey istiyorsan buyurunuz aşağıdaki metin kitabın tanıtım metni.


"Bir adamı onun hem annesi, hem sevgilisi, hem metresi, hem en yakın arkadaşı, hem kızı, hem de inşallah karısı olabileceğine inandırmak; işte asıl kadınlık buydu Ayşe'ye göre. Mehmet'i başka kadınlarla yatmaktan alıkoymak biyolojik bir meseleydi, ama onu hayatında başrol oynayacak başka kadınlardan vazgeçirmek, bir kampanya gerektirirdi." Gelin Başı adlı kitabıyla okurlardan ve edebiyat dünyasından büyük övgüler alan Seray Şahiner'den yeni öyküler... Hanımların Dikkatine'de aynı günde geçen dokuz öykü yer alıyor. Filmlerden öğrenilen aşk, masallardan kurgulanan gelecek; reklam kampanyalarının sunduğu ilişki modelleri, pozitif düşünce kitaplarının aktardığı iyimserlik; sağlık formlarının sorguladığı cinsellik; banka müşteri hizmetlerinin belirlediği "memnuniyet" kriterleri, GSM operatörlerinin modellediği "iletişim"den kotardıklarıyla kendilerine bir hayat biçmeye çalışan kadınlar... Tüm sesleri, tüm renkleriyle; içeriden ve dışarıdan.
Yok tatmin olmadın mı? O zaman buyurunuz.
Seray Şahiner’in “Hanımların Dikkatine” kitabı bu yaz okuduğum kitaplardan sadece biriydi ama en eğlencelisi olduğunu söylemeden edemeyeceğim.  Kitabın ismi Hanımların Dikkatine olsa da, bence tam da “Heyy Erkekler Bilgilerinize Sunulur!” tadında bir kitap. Kadınların dünyasını anlatan, yıllardır İsviçreli Bilim adamlarının da çözemediği, erkeklerin hep o sorduğu  “Bu kadınlar ne istiyor arkadaşım?” , “Abicim ben onu anlamıyormuşum, ee ne yapsaydım?” “Hayır anlamadım şimdi bu neyin tribiydi?” sorusunu bir nebze de olsa cevaplayan Hanımların Dikkatine dilinin güzelliği ile de fark yaratan bir öykü kitabı olmuş.

Kitapta birbirine bağlı dokuz öykü yer alıyor. Kitaptaki ilk öykü olan Ceylan Yürüyüşü hani o hepimizin evde ya da gittiğimiz bir yerde muhakkak duyduğumuz “Yahu bu overlokçudan kaç tane var? Yoksa beni mi takip ediyorlar?” sorusunu sordurtan overlokçu arkadaşların anonsu ile başlıyor.
Hanımların dikkatine;
overlok makinesi ayağınıza geldi. Halı, kilim, yolluk paspas kenarına, halıfleks kenarına overlok çekilir. Beş dakikada yapılır, hemen teslim edilir.

Evde pazar günü uzanmış kitap okurken sinirinizi bozan bu anons, kitabın daha ilk cümlelerinde sizi daha sonra edeceğiniz tebessümlere hazırlıyor. İlk öyküde Reyhan Hanım ile tanışıyorsunuz. Reyhan Hanım, kocasını genç bir kadına kaptırmak üzere olduğunu anlayınca hani şu İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin çeşitli semtlerin parklarına yerleştirdiği spor aletleri var ya, onların hakkını vermeye başlayan bir kadın olup çıkıvermiş. Biraz üzülüyorsunuz, hayat hikayemizin başı benzemese de, sonumuzun Reyhan Hanım gibi olmayacağı ne malum diye soruyorsunuz. Tam kafanızda binbir soru kavga ederken, birden ikinci öykü olan Fesleğen’de Sibel’in Mehmet’e olan iflah olmaz aşkı ile tanışıyorsunuz. Biraz “ahh ahh, vahh vahh, yazık kıza ya!” biraz da “Allahın cezası Mehmet” diyorsunuz. Arada “Ama kızım Sibel sende yani, bu kadar yapma!” diye kendi kendinize konuşuyorsunuz. Ve bir sonraki öykü Promosyon Kuralları’nda Mehmet’in Sibel’i savsaklamasına – hepimiz en az bir kere savsaklandık herhalde değil mi?- sebep gerçek aşkı Ayşe ile tanışıyorsunuz. Her bir öykü birbirine bir yerinden bağlı. İsterseniz tek tek öykü gibi isterseniz roman tadında bile okuyabileceğiniz bir kitap. Ben ilk öyküden o kadar keyif aldım ki dokuz öyküyü, dokuz güne bölüp okudum. Tadını çok beğendiğim bir yemeğin ucundan her gün tatmak ister gibi. Kitabı okuyacak her kadının kendinden bir parça bulacağı aşikar, gülüp geçtikleriniz de olabilir, eskilerden ya da bugün yaşadıklarınızdan bir şey de hatırlatabilir. Tam olarak kitaptaki Reyhan, Ayşe, Sibel, Nergis, Elif gibi biri olmayabilirsin ama illa ki kendinden bir şey bulacaksın. Ne yani sevgilin mesaj atmış mı diye beş dakikada bir cep telefonuna hiç bakmadın mı? Birinden hani o biri var ya, heh işte ondan mesaj gelir mi diye düşünürken, gelen mesajın bankadan olduğunu görünce inceden inceden hiç saydırmadın mı? Tamam işte doğru yerdesin. Kulübe hoş geldin. J


Ben kitabı okurken çok eğlendim. Elbette yaş kemale erince bazı şeylere sadece gülüyorsun. Kitabın son kısımlarını okurken tatildeydim.  Bodrum ve sabahın körü. Herkes uykuya dalalı neredeyse 2-3 saat olmuş ben sahildeyim. Sahilde birkaç çocuklu aile dışında kimsenin olmamasının verdiği bir rahatlıkla da bazı yerlerde bastım kahkahayı! Bodrum, Bodrum olalı kitap okurken böylesi kahkaha atan biri ile karşılaştı mı bilmiyorum ama o kadar eğlendim ki sahilde çalışan genç çocuğun “Abla Cem Yılmaz’ın kitabını mı?” okuyorsun  sorusuna bile maruz kaldım.

Biz kadınlar garip varlıklarız vesselam. Hele birde bir adam hayatımıza girdi mi bazen farenin içinde dönüp dolaştığı labirent bazen de farenin ta kendisi olabiliyoruz. Erkekler bizi anlamıyormuş “Amannn ne üzüldüm!” – bu kısım elim belimde, hıh çok umurumuzdasınız yüz ifadesi ile söyleniyor elbette-  sorsanıza biz kendimizi, yaptıklarımızı her zaman anlıyor muyuz diye. Az mı konuşuyoruz kendimizle, az mı ne yapsam ki sorusunu sorduk birbirimize, ya keşke öyle söylemeseydim deyip sonradan az mı pişman olduk. Evet, az hem de çok az. – burada yazar, ki o ben oluyorum sanırım, ödün vermeyen kadın tribinde- Az değil elbette! Her zaman mı? Hayır elbette! Hepiniz için mi? Saçmalama hayır tabiî ki de! Ama bizimde kendimizi anlamadığımız zamanlarımız oluyor.  Tabi ki birini gerçekten çok sevince! Gururdan dem vurduğumuz zamanlar olmuyor mu? Aynı kitapta geçtiği gibi  “Genç kız ayaklarıymış! Biraz kırılgan konuştum diye rahvan koşan Hülya Koçyiğit mi sandın sen beni?” diye hayıflandığımız oluyor elbette. “Heyyt be! Sana da bu yakışır!” tarzı birbirimizin acısını dindirmeye çalışma çabalarımız tam Oscar En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülüne aday olmalık kıvamında…

Bitmiyor işte, bir ilişkinin derdi bitmiyor. Bir tek erkekler mi nasıl davransam acaba diye düşünüyor sanıyorsunuz ya da belki de hiç düşünmediğiniz için sonumuz varmıyor pembe panjurlu eve… Her kadının cebinde baskısı hiçbir yerde olmayan ama aynı öğütlerin yazdığı hayali bir kitap vardır. Her şey madde madde yazılıdır orada. Ne mi anlatır o kitap?

Madde 1: Hanımların Dikkatine’de yazdığı şekliyle “Kadının kulağına ezan okunurken, ismi yerine adamı sıkmayacaksın vaazı üflemişler.” Heh işte biliriz. Adamı sıkmayacaksın, daraltmayacaksın. Gezecek, tozacak nerdeydin demeyeceksin.

Madde2: İkinci madde bütün kadınların üzerine en çok çalıştığı maddelerden biridir. Ne diyor o kitapta: “adamlara önemsizmiş gibi davranacakmışız. Mesela adam seni aradı, sen de ayağına sıfır numara parlatıcı sürüyorsun o esnada. Buluşalım, diyor adam, diyecekmişsin ki: Gelemem, işim var. Böyle ayak tırnağının parlatıcısını bırakıp ayağın götüne vura vura gidersen daha çoook ağzını havaya açıp beklersin.” Pek beceremeyiz dedim ya işte, biz sizin gibi değiliz, sevince hoop yelkenler fora!

Madde 3: Sorgularız. Birbirimize sorarız. Sonuca vardığımız pek görülmemiştir ama genelde yine kitapta yazdığı şekliyle “Belki de ne zaman gelseler hazır olduğumuzu bildiklerinden gelmiyorlardır.” sonucuna varırız. Ama hep sen yeter ki gel tadındayız.
Madde 4: Her kadının muhakkak birçok ilişki yaşamış, ilişkinin ağzından girmiş burnundan çıkmış arkadaşları vardır. Zırlama ya da karar verme arifesinde aranırlar. Ve hep “Zaten sana bir şey söyliyim mi; bir adam sana  ‘seni üzmek istemiyorum’ dedi mi kaçacaksın, Belli ki üzecek o seni. Aklı sıra diyor ki: ‘bak ben üzerim, baştan haber vereyim, işine geliyorsa kal, gelmiyorsa ilerde başımı şişirme.’ Kendileriyle tehdit edip gidiş kapılarını açık tutuyor herifler.”  sözlerini tekrarlarlar. Boşverrr diye de sıkı bir tondan postayı koyarlar. Bilmezsin o posta adama mı, sana mı kondu. Ama neymiş seni üzmek istemiyorum diyene ya yaklaşmayacaksın ya da selpakları hazırla kuzum!

Peki Madde 5: Bu maddede kafa hep dik olur, tek kaş havada, alaysı bir ifadeyle,  ah be kızım girişiyle aynı kitapta yazdığı gibi “Bu adamlar karakterli kadın sevmiyor şekerim; bizim gibisi baştan cazip geliyor, sonra bakıyorlar ki cakaları bize sökmüyor, gidiyorlar. İstiyorlar ki böyle onların yanında gözünü dünyaya onunla açmış gibi davran, ‘Sen ne şahanesin, şöyle şaşırtıcısın, böyle harikasın, aa bunları nerden öğrendin?’ de.” söylenir. Kadınlar arasında hep konuşulan erkekler çok güzel, zeki, yetenekli kadınları sevmez. Hepsi bir arada olmazmış. Erkek dediğin onun hakimiyeti altında olacak, onun lafı üstüne laf söylemeyecek kadınları severmiş-in öyküdeki karşılığı tam da bu şekilde.

Bu maddelerin hepsini burada ifşa edeceğimi beklemiyorsunuz herhalde değil mi? Eğer bekliyorsanız yanılıyorsunuz elbette. Ama biz kadınlar, hepimiz birbirimizden farklıyız. Bazen Sibel gibi sevdiği adamı beklerken zırlayanlarımız  “Türk filmlerinde kadınlar 30 yıl sonra dönen sevdiklerine tek laf etmeden kucak açmıyor muydu? Kendisi bir gece beklemişti hepi topu; tmama tüm ilişkiyi sayarsa bir yıl. E madem bırakıp gidemiyordu, demek beklemeye değer bir adamdı bu. Bekleyecek, o gelince de “hoş geldin” demesini bilecekti.” diye kendini avutanlarımız var. Ya da yine Sibel gibi “Mehmet de herkesin Sibel’i izlediğini fark edip böyle bir kadın kendisine aşık olduğu için gururlansa, hem onu yeniden keşfedip hem de diğer erkeklerin bakışlarından kıskansaydı…” hayalleri kuranlarımız...

Dedim ya hepimiz farklıyız diye Elif gibi sinirlendi mi sevgisini kalbine gömüp arkasını dönüp gidenlerimiz, “bir adamla tanıştığınız gün “Çocuğumuzun adı ne olsun?” diye hesap etmeye başlıyorsun,seninki heapsızca sevmek oluyor. Ben adamın üzerinden bir adım sonrayı hesaplamıyorum diye samimiyetsizim öyle mi? O da güzelmiş.” diye daha zayıf olanlara laf söyleyenlerimiz yok mu, var!

Özetle bazen “Cacığa hıyar olmaz senden, ben kafasızım ki seni şişirip şişirip tepeme çıkardım.” seni der çeker gideriz. Bazen “Bizde de gurur seçmeli dersti, baktık veremicez, seçmedik örtmenim…” şeklinde seviyorum işte diye ağlarız, yetmez “Gurur ne be! Adamı aramıcam diye oturup zırıl zırıl ağlamanın adı guru mu oldu? Tamam, biz bu itler ya giderse diye gözümüz kapıda bekliyoruz ama en azından aşkımıza sahip çıkıyoruz.” diye dert yanarız.

Bazen de “Mecbur muyum bu itlerin üç kuruşluk avcı psikolojilerini okşayacağım diye kaç-kovala yapmaya? Ben de buna karşıyım. Ne hissediyorsak o; hala üç kuruşluk mahalle kızı numaralarıyla adam tavlayacaktık madem, ne diye bunca okul okuduk?” der kimseyi takmayız.

Ama hepimizin diline bir kez de olsa yapışır “… kalbime deniz anası yapışmış gibi hissediyorum.” sözü.

İşte bu da birçok farklı kadının dilinden kadınların mükemmel hikayesi. Kendini bulamazsan bil ki arkadaşını bulacaksın. Erkeklere gelince kadınları biraz da olsa anlamanız için iyi bir yol haritası. Okuyun, okutun J

PS: 1- Kalın yazılmış yerler Seray Şahiner’in Hanımların Dikkatine kitabından alıntıdır. Yazının içeriğine uyarlanmıştır. 2- Bu arada bunu yazan kişi pembe renginden nefret ediyor. Hatta nefret kelimesini sadece pembe rengi  için kullanıyor. Anladınız siz onu J



5 yorum:

  1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba, size cevap yazarken nasıl becerdiğimi bilmediğim bir şekilde yorumunuzu silmişim, kusura bakmayın :( yazdıklarım hakkında yorum almaya pek alışkın değilim. Yorumunuza gelince kadınlar da erkekler gibi birbirine benziyor elbette. Sadece eğitim durumları, sosyal çevreleri ve hayat tecrübelerine göre bazı şeyleri yapış şekilleri değişiyor. Yoksa kadınların büyük bir kısmı aynı duygusal temellere göre hareket ediyor. En azından benim gözlemlediğim kadarı ile böyle. Kitap da bunu çok iyi ifade ediyor. Ödüllü bir kitap olmasına rağmen yeteri kadar değer bulamadığına inanıyorum. Erkekler keşfederse bence daha fazla okunacaktır. Güzel geri dönüşünüz için teşekkür ederim.

      Sil
  2. Bir erkek olarak okurken inanılmaz şaşırmıştım, gerçekten kadınlar böyle mi yapıyor diye..Hele de okumuş, meslek edinmiş kadınların bunları yaşadıklarına veya yaşayabileceklerine..Erkeklere zaten sözüm yok, Seray Şahiner nefis anlatmış. Bu kitap da elime tesadüfen geçmiş, Şahiner de ne zamandır okumak istediğim yazarlardandı ve iyi ki okumuşum. Hele de diğer öykülerle bağlı olan uzun o son öykü..Gerçekten kadınları anlamak için erkeklerin okuması gereken bir kitap, daha da önemlisi çok önemli bir öykü kitabı. Daha fazla okunmalı, duyurulmalı..Teşekkürler yazı için.

    YanıtlaSil
  3. Tekrardan merhaba, acaba mail adresiniz var mı ? Bununla ilgili bir şey söylemek istiyorum da. Bu arada ben de kitabın bu kadar az okunmamasına şaşırdım, çok güzel öyküler var çünkü, dili de akıcı ve doğal. Diğer Şahiner kitaplarını da bir an önce okumak istiyorum...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba, kubracaglayan@hotmail.com

      Sil