27.07.2015

35 Yaşında Bir Kadının Kısa Hikayesi


Dün bir yaş daha büyüdüm.

Şaire sordum, “Yaş 35, yolun yarısı” dedi.

Aklıma sordum, “Çok yaşadık, çok gördük, çok imtihandan geçtik, sendeledik, düştük, kalktık, savaştık, yaralandık, iyileştik, ayağa kalktık, anladık, anlamaya çalıştık, hep bir mücadele, biraz yıprandık. Bana sorsan 45-50…” dedi.

Kalbime sordum, “Ne şair, ne aklın neden bahsediyor bilmiyorum. Şuradan koy bir şarkı sabaha kadar dans edelim, giyin ayakkabılarını nereye istiyorsan koşalım, istiyorsan otur hiç bitmeyecek ve hep 15 kalacak kızın öyküsünü yazalım.” dedi.

Durdum. Gülümsedim.

Her şey istediğim gibiydi.

Şaire dönüp, “Hiçbir şeyin garantisi yok ama yolun yarısındaysam, eh pek de fena sayılmaz.” dedim.

Aklıma döndüm,  “Haklısın ama iyi ki de böyle olmuş boşver, erkenden büyüdük, olgunlaştık işte… Bundan sonra  kolay kolay ne yıkabilir ki bizi,  yeter ki sağlık olsun… Sevdiklerimiz yanımızda olsun, her şeye bir çözüm bazen zor da olsa bulunur” dedim.
Kalbime döndüm “Sen hep 15 kal... Genç bir kızın heyecanıyla, saflığıyla sev hep. 15 yaşında bir kızın çılgınlığıyla dans et, hiç yara almamışsın gibi yaşa. Hiç yorulmamışsın, hiç yorulmayacakmışsın gibi mücadele et. Sahte ve çıkarcı insanların dünyasında değilmişsin de, çok güzel bir dünyada yaşıyormuşsun, yarından umut, mutluluk, huzur haricinde başka hiçbir şey gelmeyecekmiş gibi düşünmeye, hayal etmeye devam et. Büyüme kalbim sen hiç büyüme...” dedim.

Zaman… Nasıl da çabuk geçiyor. 15, 25 yaşlarını geçip 30’a nasıl geldim ben… Ya sonrası, ya  35… Hızla akıyor işte zaman. Yaşlanmayı kabul etmiyorum. Büyüyorum. Her gün, her gün öğreniyorum, büyüyorum, olgunlaşıyorum. Kendimi tanıyorum, kendimi keşfediyorum. Değişiyorum, yapmam dediklerimi yapıyorum bazen, yapmaktan keyif aldıklarımı kenara kaldırabiliyorum. İşte bu yüzden ben 30’lu yaşları çok sevdim. Ne güzelmiş kendinin farkına varmak, kendi gücüne inanmak…

Zaman…  Senden bambaşka bir insan yaratabiliyor. Dünkü bana bakıyorum, beni hatırlıyorum… Değişmişim. Şimdilerde daha bir gerçekçiyim. Dünyayı kurtarmaktan çoktan vazgeçtim.  Sadece öykülerimi yazarken içinden çıkılmaz hayallere dalıyorum.  

Yirmili yaşlarımın başında bir parmak hareketiyle geçtiğim acılı haberleri ya da hemen arkasını çevirdiğim üçüncü sayfa haberlerini şimdilerde öyle geçemiyorum. Bir çocuğun ağlaması da, yüz binlercesinin bir yerlerde açlıktan kavrulması da aynı yakıyor beni. Vicdan denen şeyin ne olduğunu artık daha iyi biliyorum. Bir seminerde, “vicdanlı doğmaz insanlar, vicdan zamanla geliştirilen bir şey” demişti psikolog, şimdilerde onu daha iyi anlıyorum.  

Sahip olduklarımın kıymetini daha iyi biliyorum. Aldığım her nefes için şükrediyorum. Sevdiklerinin, dostlarının yanında olması en büyük zenginlikmiş oysa, yıllar sevdiklerimi aldıkça anladım ya bunu, şükrediyorum işte. Her şeyden keyif almaya bakıyorum.  Bazı konularda daha iyimserim, bazılarında kötümser. Ama ne iyimserliği, ne de kötümserliği abartmıyorum. Çok istediğim bir şey olmadığında sağlık olsun deyip geçebiliyorum, ya da olduğunda kararında abartmadan seviniyorum. Hayatta her şeyin bir sebebi olduğunu kabul ettiğimden beri, takılı kalmıyorum olaylara, insanlara…  Ama bir sebep olduğuna inanırken de sorgulamaktan vazgeçmiyorum. Neyi, ne kadar, nasıl sorgulayacağımı, nerede sorgulamayı bırakacağımı da 30’lu yaşlarımda öğrendim ben.

Şimdilerde daha çok gülüyorum, daha çok “seni seviyorum” diyorum. Kimi seviyorsam çokça söylüyorum. Sadece söylemek de değil, bunu hissettirmek için her şeyi yapıyorum. Seni seviyorum bazılarının dilinde altını dolduramadıkları iki kelime olarak kalıyor ya, ben her şeyin olduğu gibi “seni seviyorum”un da hakkını vermek için çabalıyorum.  Hayat kısa,  bilsin insanlar sevildiklerini, bilsinler özlendiklerini, bilsinler kimseye değişilmeyeceklerini… Hissetsinler… Sevmekten ve sevilmekten daha güzel ne var ki şu dünyada.

Hayat işte…  Parça parça dokuyor herkes gibi beni de… 

Bugün üzse, yarın sevindiriyor. Bir gün ağlatsa, bir gün güldürüyor.  Bazen sıkı bir çelme takıp düşürüyor, bazen haydi şimdi kalkma zamanın diyor. Zaman insana her şeyi öğretiyor. Bitmiyor öğreneceklerin, her gün yeni bir şeyler daha ekleniyor. Öğrendikçe eksikliklerini görmek, eksiklerini gördükçe daha çok susmayı bilmek, daha çok dinlemek ne güzelmiş. Herkes gibi her şeyi bildiğimi sandığım zamanlar da oldu ya, oralarda takılı kalmamak ah ne büyük nimet.

Öyle işte…

“30’lu yaşlarda ölsem de olur yani, o kadar yaşamaya gerek var mı ki?” diye düşündüğüm yaşları hatırlıyorum da daha dün gibi. Gülüyorum şimdilerde o günler aklıma geldikçe. Yapmak istediğim her şeyi bu yaşa kadar yaparım sanıyordum. Öyle değilmiş. Şimdi sorsalar, yapmak istediklerim için birkaç yüzyıl yaşamaya ihtiyacım var. Yaşayamayacağımı bildiğim için zamanın kıymetini daha fazla biliyorum.

Takılmıyorum insanların söylediklerine. Canım isterse sokakta bağıra bağıra şarkı da söylerim, herkesin ortasında dans da ederim. Kimseyi rahatsız etmeden ne yaşamak istiyorsa yaşamalı insan. Kahkahası bol olmalı hayatın, gözyaşlarından çalıp kahkahalar hanesine yazmalı. Kendi hayatını yaşarken, başka hayatlara da sırt çevirmemeli ya insan, dünya gerçeğinden çok uzaklaşmamalı. Dünya da milyonlarca yaşam mücadelesi veren insanları da düşünmeli. Her şey kararında olmalı. Becerebiliyorsa orta kahve tadında yaşamalı hayatı… Sade kahvenin acısıyla hayat geçmez, şekerli ile kahve ile de…

Özetle büyüdüm, büyüyorum ben.

Sevdim bu yaşı.

40’a kadar ne olur ne biter bak onu bilemem. J


Sevgiyle kalın