12.08.2013

Çavdar Tarlasında Çocuklar



“Bir insan öldü diye onu sevmekten vazgeçmek zorunda mısın, Tanrı aşkına; özellikle de, hayatta olanlardan bin kez daha iyi kalpli bir insansa?”*

Üniversiteyi kazandığım yazdı. Uzun yıllar, üniversite sınavı ve içine gömüldüğüm test kitapları yüzünden ara verdiğim okumaya artık geri dönme zamanıydı. Doğru bir kitapla, keyifli bir kitapla yeniden okumaya başlamak için sabırsızlanıyordum.  İlk o zaman tanıştım “Çavdar Tarlasında Çocuklar” ile...

“Ölmeden Önce Okumanız Gereken 1001 Kitap’tan Biri” listesinde olması, uzun yıllar okumaya ara verdikten sonra bir çırpıda okunabilecek iki yüz sayfalık bir kitap olması ve elbette ismi cezbetmişti beni o zamanlar. Ne yalan söyleyeyim, bundan neredeyse on iki-on üç yıl önce kitabı ilk okuduğumda benim için hayal kırıklığıydı. “Bu mu, bu mu yani?” demiştim kendi kendime.  Holden diye psikolojik sorunları olan bir çocuk konuşup, saçma sapan şeyler anlatıp duruyor gibi gelmişti. Hatta  -bu söyleyeceğim için gülmek yok– üniversite sınavı yüzünden ara verdiğim yazma çalışmalarıma da yeniden başladığım bir dönemdi ve “Ne var yani, ben de oturup bunun gibi bir romanı pekâlâ bir solukta yazabilirim.” demiştim.  Gençlik işte…

"Atom bombasını keşfettiklerine çok memnunum bir bakıma. Yeni bir savaş olursa, gider bombanın tepesine otururum. Bunun için gönüllü giderim, yemin ediyorum."*

Yıllar sonra biraz daha büyüyüp olgunlaştığımda, hem hayat tecrübesi hem okumak ve yazmak anlamında, kitapla tekrar karşılaştım. Birçok insanın dilindeydi. Herkes büyük bir övgüyle bahsediyordu. Kendi kendime sanırım ben bir şeyi atladım dedim. O kadar insan yanılıyor olamazdı. Ve bundan beş altı sene  önce ikinci kez okuduğum kitabı, geçenlerde tekrar okudum. Neden mi? Önümüzdeki aylarda Türkiye’de de gösterime girmesi beklenen J. D. Salinger’in hayatını konu alan belgesel sebebiyle. Tabi J. D. Salinger ile ilk tanıştığımdan bu yana diğer kitapları Franny ve Zooey, Yükseltin Tavan Girişini Ustalar ve Dokuz Öykü kitaplarını da okudum. Ve fazla yakın olduğum her yazarda olduğu gibi “Acaba nasıl bir insan? Nasıl yazıyor?” merakı beni sardığında hayatını araştırdım. Daha fazla uzatmayayım çok seviyorum kendisini ve en çok da yarattığı Çavdar Tarlasında Çocuklar kitabının başkarakteri Holden’i… İlk okuduğumda haksızlık etmişim.


"Hayat tabii ki bir oyundur, evladım. Hayat, kurallara göre oynanması gereken bir oyundur."
"Evet, efendim. Öyledir, biliyorum."  Oyunmuş, kıçımın kenarı. Oyun, öyle mi? Tüm asların bulunduğu takımdaysan, oyun o zaman, tamam; kabul ederim. Ya öteki takımdaysan, as oyuncu filan yoksa oyunla ilgisi kalır mı bunun?  Hiç yani. Yok, oyun moyun.”*

Orijinal ismi “The Catcher in the Rye” olan ve daha önce Gönülçelen olarak da çevrilmiş kitapta yetişme çağında on altı yaşında bir çocuk olan Holden hayatın anlamını sorguluyor.  Her şeyiyle…  İnsanları, eğitim sistemini, kadınları, erkekleri, toplumu... Her şeyi ama her şeyi, bazen aykırı bir yaklaşımla bazen yaşına yakışır saf bir tutumla… Kitabın kahramanı Holden Caulfield karşınızda oturuyor ve tüm bu soruları size soruyor gibi. Holden, hep önünde seçmek zorunda olduğu iki yol var gibi düşünüyor. Ya herkesten, çoğu zaman sahte bulduğu bu kalabalıklardan kaçacak, sakin, medeniyetten uzak bir yaşam seçecek ya da sorguladığı bu düzenin içinde yaşamaya devam edecek.  Holden arada bir, başka seçeneği olduğunu da söylüyor -ya da ima ediyor- yaşamaktan vazgeçmek. Neyse ki bu yolu seçmiyor.

“Ortalık oldukça sessizdi, çünkü bizim Ernie piyano çalıyordu. Herifin piyanoya oturması bile, Tanrı aşkına, kutsal bir şeydi sanki. Yani, hiç kimse onun kadar iyi çalamazdı. Piyanonun önünde kocaman lanet bir ayna vardı, Ernie’nin suratına da iri bir spot lamba çevirmişlerdi, böylece o piyano çalarken suratını seyredebiliyordunuz, parmaklarını değil ama; o kocaman moruk suratını yalnızca. Yemin ederim, ben bir piyanist ya da aktör filan olsaydım ve bu sersemler de benim olağanüstü biri olduğumu düşünselerdi, bu durumdan nefret ederdim. Beni alkışlamalarını bile istemezdim. Ben piyanist olsaydım, gider bir kenefe kapanır, öyle çalardım.”*

Yatılı okuduğu okulu Pencey’den Noel öncesi atılan tembel Holden, eve döneceği günden birkaç gün önce her şeyini toplar ve okuldan ayrılır, ya da kaçar mı demeliyim emin değilim. Ailesinin okuldan atıldığından haberi yoktur. Holden eve gitmeden önce kimisi planlayarak kimisi planlamadan şartların gerektirdiğince birçok kişiyi, yeri ziyaret eder. Buradaki insanlar ile sohbeti, tutumu bize Holden’in psikolojisi hakkında fazlasıyla yardımcı oluyor.

 Zengin bir ailenin çocuğu olan Holden’i anlamamız açısından küçük kız kardeşi Phoebe de kitaptaki önemli karakterlerden biri olarak karşımıza çıkıyor. Aslında kitapta yer alan her karakter, o kadar ince ince işlenmiş ki, diğer bir deyişle, o kadar gerçek ve doğal ki, kitabı da belki diğer birçok romandan bu farklı kılıyor. Benim, zamanında “Aman ne var, bu romanı ben de yazarım.” dediğim bu romanı Salinger’in on yılda son haline getirdiğini bir yerlerde okumuştum. Kitapta fazla ya da gereksiz kullanılmış bir tane kelime bulmanız mümkün değil. En azından ben bulamadım.

“Denizci herifle ben birbirimize, tanıştığımıza memnun olduğumuzu söyledik ki böyle, tanıştığıma hiç memnun olmadığım kimselere, durmadan, ‘Tanıştığımıza memnun oldum.’ demek beni öldürüyor. Ama, hayatta kalmak istiyorsanız, ille de bu zırvaları söylemek zorundasınız.”*

Kitabı size fazlaca detaylara girerek anlatmak istemiyorum aslında. Kalıplardan, sahtekâr insanlardan sıkılan genç bir çocuğun evine gitmeden önce uğradığı yerlerde yaşadıkları diğer bir deyişle  masum, daha kötülüğe bulaşmamış bir çocuğun garip bir oyun olarak gördüğü yetişkinlerin sahte bulduğu dünyasına hem içinden hem de uzaktan bakışı anlatılıyor kitapta.   Yazarın daha kitabın ilk sayfalarında  “Bir kitabı okuyup bitirdiğiniz zaman, bunu yazan keşke çok yakın bir arkadaşım olsaydı da, canım her istediğinde onu telefonla arayıp konuşabilseydim diyorsanız, o kitap bence gerçekten iyidir.”* dediği gibi kitabı bitirdiğinizde Salinger ile tanışmış olsaydım diyorsunuz. Salinger’in, 1951 yılında “Çavdar Tarlasında Çocuklar” kitabı yayımlandıktan sonra tamamen asosyal bir hayat yaşayan, evine kapanan, uzun yıllar boyu insanlardan kaçan biri olduğunu bilerek kitabı okuduğunuzda "Holden acaba Salinger mi? sorusunu sormaktan kendinizi alamıyorsunuz. Yani bir anlamda kitabı okurken kitabın yazarı ile tanışmış oluyorsunuz.

Çavdar Tarlasında Çocuklar’ı özel ve farklı kılan başka şeyler de var. Örneğin: Salinger’in tek romanı olma özelliği taşıması, John Lennon’ı öldüren 25 yaşındaki Mark David Chapman’ın kendisine yol gösterici olarak kabul ettiğini söylediği kitap olması hatta kitabın Kennedy’nin katili de olmak üzere daha sonra birçok katilin de üzerinden çıkması, Amerika’da liselerde en çok okutulan kitap olmasının yanında bazı eyaletlerde ahlaka uygun bulunmadığı için yasaklanması ve Teoman’ın “Gönülçelen” şarkısını bu kitaptan esinlenerek yazması…

“Olgunlaşmamış insanın özelliği bir dava uğruna soylu bir biçimde ölmek istemesidir, olgun insanın özelliği ise bir dava uğruna gösterişsiz bir biçimde yaşama istemesidir.”*


Özetle “Çavdar Tarlasında Çocuklar” benim uzun süredir başucu kitaplarımdan biri. Bir roman karakterinin sizi nasıl etkisi altına alabileceğinin en iyi örneklerinden. Sırf o karakter  merak ediyor diye hiç gitmediğiniz bir şehir bir parktaki ördeklere kışın ne olduğunu soracaksınız, o karakterin başına neler geleceğini, neye karar verdiğini gerçekten merak edeceksiniz hatta arada 'Haklısın ben de öyle düşünüyorum.' diye bir roman karakteri ile konuşma isteği duyacaksınız. Ve bence en önemlisi ise eğer yazıyorsanız gerçekten akıcı ve etkileyici bir roman nasıl yazılırın karşılığını bulacaksınız.

"Her neyse, hep, büyük bir çavdar tarlasında oyun oynayan çocuklar getiriyorum gözümün önüne. Binlerce çocuk, başka kimse yok ortalıkta -yetişkin hiç kimse, yani- benden başka. Ve çılgın bir uçurumun kenarında durmuşum. Ne yapıyorum, uçuruma yaklaşan herkesi yakalıyorum; nereye gittiklerine hiç bakmadan koşarlarken, ben bir yerlerden çıkıyor, onları yakalıyorum. Bütün gün yalnızca bu işi yapıyorum. Ben, çavdar tarlasında çocukları yakalayan biri olmak isterdim."

Keyifli okumalar,

Sevgiler

*Kitaptan alıntılar