19.10.2015

Sitem


Ben ona sıkıntılı güz günlerinde
Yedi renkli yaz yağmurları dilemiştim
Kırmak istememiştim duygu filizlerini
Büyük bir ustalıkla susturup içimdeki uğultuyu
Rüzgarımı olanca yumuşaklığıyla salmıştım üzerine
İncinmesin diye tek
Acıyı bile ters yüz eden
İncelikli bir gülümsemeyle yüzümde

Ben ona gittikçe soğuyan zamanlarda
Sıcacık bir sığınak olayım istemiştim
İnsanlar içinde üşüdükçe
Güvenle gelebileceği

Kuşların kanatları neden vardır?
Bir insan neden ağlar yarı yaşına gelince?
Bulutlar gökyüzünün yükü müdür, süsü müdür?
Tutsağı mıdır rüzgarın, sevgilisi midir?
Konuşayım istemiştim bir yüreğin dilince
Yanıtı olmayan sorularda boğmak istememiştim

Ben ona sabah olamasam da
Dingin bir ikindi olayım istemişimdir
Herşeyin usul usul durulduğu saatlerde gelsin
Yüzünde uçuk bir gülümsemeyle
Yaslasın yorgunluğunu gövdemin yaşlı çınarına
Serip üzerine yapraklarımın ağırlıksız yorganını
Dinlendireyim istemiştim
Üşütmek istememiştim.

Ben ona ne istemişsem bu yalnızlık aylarında
Gecikmiş... İnce... Güzel ve uzak...
Biraz da kendime istemiştim
Sevgi adına


Şükrü Erbaş


Gerçek bir şairin, bir şiirin anlattığı gibi anlatamıyor insan bazen hiçbir şeyi...
Şükrü Erbaş... Bu aralar okumayı en sevdiğim
Mısralarını aklımın, kalbimin derinliklerine not ettiğim
Okudukça, ah be ahhh, dediğim şair...
Öyle işte...
Sonbahar gelmeseydi keşke, iyiydi, güzeldi, muhteşemdi Ağustos, hatta Eylül bile...
Sevgiyle, her ne olursa olsun sevgiyle...

17.10.2015 / Kübra

17.10.2015

15 Sene...


Dile kolay 15 sene... O günü dün gibi hatırlıyorum. Ama bugün hatırlamak 
istediğim daha başka şeyler, farkında olduklarım da daha başka...
 
Elbette özlüyorum. Mesela senin mavi gömleklerini giymeyi çok özlüyorum baba. Gardırobunda bulamadığın her mavi gömleğin sonrası, benim mavi gömleklerimde yine eksikler var sanki, derken o bıyık altı gülüşünü özlüyorum. "Kızım kendine gidip, bedenine uygun gömlek alsan ya" deyişini özlüyorum, dolabımı açıp "Aradığın bu gömlek mi baba?" derken muzipçe gülmeyi özlüyorum. Seviyordum üstüme gecelik gibi olan gömleklerini evde, hatta kotumun içine tıkıştıra tıkıştıra dışarıda giymeyi... O gömleklerin üstüne sinmiş kokunu içime çekmeyi...

Elbette özlüyorum. Ahh o hep mis gibi kokan sakalların... Tüm parfümlerine ortak olmayı özlüyorum. Pino ve Fahrenheit... Habire sıkınırdım, hep sıkınırdım. Her şeyine ortaktım işte. İlk parfümümü alıp, sen bunu kullan istersen derken ki gülüşünü hatırlıyorum. Parfümlerimi de hep sen alırdın. Ve sevebileceğimi düşünüp aldığın kokularda hiç yanılmadın.

Elbette özlüyorum. Pazar sabahları erkenden uyanıp, odama girip "Karabücük kahvaltı hazırlayacak mı? diye sormanı ya da sabahın kör vaktinde kalkın Tekirdağa köfte yemeye gidelim demeni özlüyorum. Bir köfte, bir çorba, bir kebap için taaa bir yerlere gidiyor olmayı sevmezdim. Çok sonra anladım, o uzun yollar bizimle geçirebildiğin en uzun zamanlardı, sen belki de deli gibi sevdiğin ailenle köfte bahanesiyle uzayıp giden yollarda birlikte olmayı severdin...

Sana dair anlatacak çok şey var. Bugün seni sadece bir baba özlemiyle değil, şu hayatta tanıma şansı elde ettiğim en mükemmel adamı erken kaybetmiş olma duygusuyla özlüyorum.
Senin kadar insan halinden anlayan, senin kadar dürüst, senin kadar insanları incitmekten korkan, karşısındaki adam küfür etse "aman sesinizi yükseltmeyin, insanlar rahatsız olmasın." Diyecek kadar sakin, senin kadar yüce gönüllü, senin kadar güzel seven, senin kadar salon adamı, senin kadar güzel dans eden, senin kadar sesi güzel, senin kadar sabırlı bir adam tanımadım ben.

Biliyorum, ben bu dünyaya senin kızın olma şansını elde ederek geldiğim için hayata 10-0 önde başladım. Bugün hala beni tanımayan, uzun yıllar sonra anımsamayan insanlara Mecit Bey'in kızı diye tanıştırıldığımda insanlar "Ah o ne güzel bir adamdı." , "Senin baban gibi güzel bir adam tanımadım." diyorlarsa ya da tanımadığım insanlar senin kızın olduğumu öğrendiğinde boynuma sarılıp hala göz yaşı döküyorsa bu hep senin güzelliğinden...

Özlüyorum elbette, kucakladığında tüm kaburgalarımı kıracak kadar sıkmanı, babaaaa acıyor yaaa, diye bağırmayı, o hep mis kokan sakallarını öpmeyi, futbol maçlarını izlerken oturduğun yerden kaleye hep gol atan hallerini, arka arkaya içtiğin 100 bardak çayı ve bardağını sürekli tazelemeyi, sana meyve soymayı, benim pişirdiğim yemekleri yedikten sonra hep güzel sözler söyleyişini ve sanırım en çok da  o güzel sesinle, yüzünden hiç eksilmeyen tebessümünle söylediğin " Akşam oldu hüzünlendim ben yine " şarkısını senden dinlemeyi özlüyorum.

Sen hayatta her şey için şükrederdin, Allah büyük yarın ola hayrola, derdin.
Ben de hep ve en çok senin gibi bir babanın kızı olduğum için şükrediyorum baba

Sensiz, ama hep seninle... Sana layık bir evlat olma gayretiyle...


Sevgiyle...
Özlemle...


13.10.2015

Bize Ne Oldu Böyle...


Milyonlarca cenaze kalkıyor yüreğimden.
Ne kefen, ne tabut, ne toprak yetiyor yüreğimden taşanları gömmeye.
Bu öyle bir ölmek ki, sandık sandık acı biriktiriyorum geleceğe
Yok olmuyor, hayat devam ediyor, sözü rahatsız ediyor
Biliyorum ya, bu ülkenin bazı evlerinde yas tutuluyor, insan gülmeye utanıyor.
Ölüm acısını biliyorum…
Herkes hayatına devam edince, taziyeye gelenler azalıp, en sonunda sen evde yitirdiğin annenin, babanın, kardeşinin, evladının, eşinin, sevgilinin yokluğuyla yüzleşince dokunuyor cana.
Hele bu öylesi bir yitirmek ki, insan tek parça mezara koyduğu sevdikleri için şükrediyor
Öyle günlerden geçiyoruz işte. En azından, sevdiklerimi tek parça gömebildik diye şükrettim ben dün.
Ölü de bir şekilde gömülüyor da nefreti gömemiyoruz hiçbir yere. Ne paramparça, ne tek parça!
Ne hale geldi bu ülke? Biz ne zaman ölülerin arkasından böylesi nefret kusar olduk? Biz ne zaman insanlığımızı unuttuk. Aylardır ülkenin her yanından ağıt yükseliyor. Evine ateş düşmeyen kaç aile kaldı? Ama öyle bir haldeyiz ki, kimse kendi acısı haricinde hiçbir şeyi umursamıyor. Olmuyor. Ben yapamıyorum. Sağlıklı düşünemiyorum bugünlerde belki ama gün içinde gülsem o insanların yasına saygısızlık etmiş sayıyorum kendimi. İki gün ağlasak üçüncü gün herkes yine kendi derdinde. Ben ne yapabilirim ya da ben ne yapmadım diye düşünen kaç kişiyiz?
Çocuklarımıza sevmeyi öğretmiyoruz biz. Kimleri sevmemeleri gerektiğini öğretiyoruz. İlk tanıştığımız insana nerelisin diye sormayı marifet biliyoruz. Nereli olduğuna göre nasıl biri olduğuna karar veriyoruz. Kişisel devrimini tamamlamamış insanların olduğu bir ülkede, ülkeyi, insanların kafasını değiştirmekten bahsediyoruz. Kişisel devrim bunu hiç düşündük mü? Ailelerinin öğrettiği şeylerden farklı düşünen, düşünebilen birey olabilmiş kaç kişi var bu ülke? Ailesinden öğrendiklerini, toplumdan gördüğünü sorgulayan, kendi bildiğini dahi doğru kabul etmeyip bildiklerini sorgulayarak kendi gerçeğine kavuşmuş kaç birey var bu ülkede? Kaçımız kendi  doğrularımızı bulmak üzere yetiştirildik? Kişi olarak kalmamış, kendi özgür iradesi ve düşüncesiyle birey olabilmiş kaç kişi var bu ülkede?
 Yıllar önce İngiltere’de yanında kaldığım ailenin 12 yaşındaki oğlu eve gelip de, parkta bir çocuk tarafından tartaklandığını söylediğinde apar topar parka gidip çocuğa kızıvermiştim. Akşam olayı öğrenen aile uyarmıştı beni “Sakın bir daha müdahale etme lütfen!” diye. Ama ben, diye girmiştim cümleye. Hayır demişti kadın, “Max 12 yaşında, biri ona şiddet kullandığında ne yapması gerektiğine kendi karar vermeli ve aldığı kararın sonucu ne olursa olsun onla yüzleşmeli!” Hiç unutmadım o günü. Ya bu ülkede, oğul babasından farklı bir futbol kulübünü desteklese bile mesele. Kendimiz hiç özgür olamadığımız için özgürce sevemiyoruz da insanları işte. Her konuda konulmuş kurallarla büyüyen, çocukluğu boyunca beyni yıkanmış insanlar… O şehirden kız alınmaz, bu şehre kız verilmez, o şehrin erkekleri tembel, farklı mezhepten insanlar evlenemez, aman şuralı mı onlarla ticaret yapılmaz, hep bir genelleme hep bir genelleme… Doğduğu yeri, mezhebini, kimlerden olduğunu bilmeden sevmeyi kaçımız öğrendi ki!
 Sevmeyi bilmediğimiz ve gerçekten insanı insan olduğu için sevmek gerektiğini öğretmediğimiz için, bu ülkede ölen her insandan hepimiz sorumluyuz. Biri öldüğünde, kim olduğuna göre yas tutan insanların olduğu bir ülkede çocuklarına aslolanın “insan” olduğunu öğretmeyen her anne baba bu ülkede ölen her insandan sorumlu! Ne yani mesele bu kadar basit mi deme. Değil belki, benim kafam bu kadarına basıyor. Gerçekten sevseydik, sevebilseydik birbirimizi,  ne bölmeye, ne öldürmeye kimsenin gücü yetmezdi bizi. Güçlü olmak birlik olmaktan geçiyor. Sevmediğinle yan yana durmaya tahammül edemediğinle, oh iyi ki ölmüş onlar diyebildiğin canice katledilmiş insanların ailelerine baş sağlığı daha vermeye imtina ettiğinle nasıl birlik olursun? Güçlü olmak sorgulamaktan geçiyor? Kaç kişi gerçekten neyi sorguluyor. Kişisel devrimini gerçekleştirmemiş birey olamamış insanlar sorgulamaz. Kişileri yönlendirsin çoğu zaman istediğin gibi, gerçek bir birey için bu mümkün değildir. O yüzden bu ülkenin geleceği için  önce sevmek öğretilmeli, nedensiz sevmek ve birey olabilmiş gençler yetiştirilmeli. Yani klişe olacak ama eğitim şart! Kafam çok dolu. Tam toparladığımdan bile emin değilim ne söylemek istediğimi. Aklımda 9 yaşındaki Veysel’in maviş gözleri, Dilan’ın gülümseyişi doluya koyuyorum almıyor, boşa koyuyorum dolmuyor. 
Sevgiyle kalın...

11.10.2015

Yas...



İyi değilim, iyi olmayacağım, iyi olmayın... 

Dün geceden beri ölenlerin fotoğrafları düşüyor ekranıma. Ah bu gülüşe, bu umut ve barış dolu gülüşe, bu yüreklere nasıl kıydılar diyorum. 

 En acısı da, bu da geçecek, bu ülke insanı, acımasızca kıyılan bu canların da hesabını sormadan unutacak diye korkuyorum. 3 gün değil, 3333 gün yas tutsan nafile... 

"Ölen kimden diye sormadığımızda barış gelecek!"


#hemenşimdibarış #anKara #inadınabarış 


8.10.2015

Güçlü Kızlar Güçlü Yarınlar


11 Ekim Pazar, Dünya Kız Çocukları Günü. Bugün ise İstanbul'da Güçlü Kızlar Güçlü Yarınlar konu başlığı altında "Eğitim Yoluyla Kız Çocuklarının Güçlendirilmesi Konferansı" gerçekleşiyor. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması, kız çocuklarına karşı ayrımcılığın önlenmesi, sürdürülebilir eğitim ile kız çocuklarının dünyanın her yerinde hayata daha fazla dahil olması için çaba harcanıyor. Bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde kız çocuklarının eğitiminin daha önemli olduğunu hepimiz biliyoruz. Keza Birleşmiş Milletler Global Cinsiyet ayrımı endeksinde Türkiye 142 ülke arasında 125. sırada!

Peki, biz ne yapıyoruz? Sürekli yakınmaktan, hayat herkes için adil değil demekten başka... Kaçımız taşın altına elimizi değil, bir parmağımızı koyuyoruz. Bir çocuğun eğitimine destek olmak çok da zor değil aslında. Koca sene bir ayakkabı daha az aldığında, dışarıda birkaç kere daha az yemek yediğinde, tatilini iki gün daha kısa tuttuğunda vs. bir çocuğun eğitiminin devamı için kolayca destek olabiliyorsun. Biz, büyük şehirlerde yaşayan, belli bir eğitim almış, hayatın her alanında kadın olmanın zorlukları ile karşılaşmış, belli bir iş ve hayat deneyimine sahip kaç kadınız? 1 milyon, 2 milyon? Hadi diyelim sadece 1 milyon. 1 milyon kadın, hayatının daha çok başında 1 milyon kızın elinden tutsa, hayata atıldığı o güne kadar ablalık yapsa, deneyimlerini paylaşsa bu ülkede neler değişir hiç düşündün mü?

Hayata bakış açımı değiştiren Halfeti'nin kızlarına selam olsun. 

#DünyaKızÇocuklarıGünü
#güçlükızlargüçlüyarınlar
#BabaBeniOkulaGönder
#bizbirliktegüçlüyüz


7.10.2015

Masal

Kaç kelime gerekiyor içimdeki boşluğu doldurmaya?
Kaç sözü idam etmeli insan içinde kopan fırtınayı dindirmeye?
Kaç mısralık bir şiir yeter yürekten kaçıp sele kapılanları kurtarmaya?
Kaç masalı baştan yazmalı gerçeğe kavuşmaya?
Doldurdum bu gece dolma kalemimi kurşunla. Boşaltacağım tüm şarjörü kâğıda. Akıtma vakti gelmiş masalların kanını gerçeğe…
Çek tetiği.  Çek ki ellerin kelimelere bulansın. Boylu boyunca uzansın bedenin gökyüzünde...
Son nefeste, başın yana düştüğünde ellerinden yeryüzüne avucunda kalan son umut, aşk ve gözyaşı yağsın.
Külkedisinin ayakkabısını bıraktığı, Pamuk Prensesin elmayı yediği yerde masalın son bulduğunu artık herkes anlasın.
Nicedir kendi gerçeğini yazmamıştı bir masal…

6.10.2015