25.07.2014

Teşekkürler hayata ve tüm sevdiklerime...


Ve bir yaş daha büyüdüm 
Bu zamanı gelmiş bir teşekkür, hayata, aileme, dostlarıma, tüm sevdiklerime…
Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder diyor Cahit Sıtkı Tarancı.
Yolun yarısına daha gelmemiş olsam da merdiveni dayadım, birkaç sokak ötede beni bekliyor.

Bu yaşa kadar neler olduğunu düşündüm de…  Büyüdüm, olgunlaştım, törpülendim, kırıldım, kırdım, sendelim ama devrilmedim, sevdim, sevildim, kaybettim, yeri geldi buldum, yeri geldi bulamadığıma sevindim, inandıklarımdan vazgeçmedim, değerlerimden taviz vermedim, sevdiklerimi çoğalttım,  otuz yaşını geçince iyice bir sakinledim, duruldum, dinginleştim ama bir yanımı hep deli, hep çocuk bırakabilmeyi becerdim.

Bundan sonrası gerçekten yolun yarısı mı olacak, yarısından sonra hayat ne getirecek, beni nasıl değiştirecek bilmiyorum, kimsenin bilmediği gibi. Ama bildiğim tek şey bu yaşa gelene kadar hayatıma değer katan, hayatımı anlamlandıran insanlara kocaman bir teşekkür borçlu olduğum...

Hayat… Upuzun bir tren yolculuğu… Bazen garip, bazen neşeli, bazen hüzünlü, bazen eksik, bazen fazla... Birden çok istasyonda inenler, inenlerin yerine gelenler, inenlerin yerini doldurmaya çalışanların olduğu yolculuk. Ben bu yolculuğu, ölüm istasyonlarında mecburi inenleri saymazsak en muhteşem haliyle yaşayanlardanım. Gidenlerim olmadı hiç, ailemden, dostlarımdan; terk edenlerim olmadı hiç sevdiklerimden. Yolculuğuma değer katanlara olan minnetimi, onlara olan sevgimi anlatacak hiçbir sözcük yok aslında. Ama yine de kendimi en iyi yazarak ifade edebildiğim için ve söz uçup yazı her ne olursa olsun kaldığı için, onları ne çok sevdiğimi anlatan yazılı bir kayıt olsun istiyorum.

Dostlarım;
Esra… Yıl 1994. Lise sıralarından, bugünlere. Off neler yaşamadık ki, neler atlatmadık ki, ne dedikodular, ne ergenlik krizleri, ne cevabı olmaz soruları birbirimize sorup durmadık ki. Hep özeldin, hep öyle kalacaksın. Mesafelere, hayata, krizlere, zaman zaman küskünlüklere direndik biz seninle. Ama her şey, yaşadığımız her şey, gülüşlerimiz, kahkahalarımız, gözyaşlarımız, isyanımız, şükrettiklerimiz, beraberken yaşadığımız her şey o kadar çok ve o kadar gerçek ki, o yüzden birbirimizden vazgeçmeyişimiz. En azından ben senden hiç vazgeçmedim kahkahasını sevdiğim, kendini ayrı sevdiğim insan. Değil bir 20 yıl, beraber nice uzun yılları devirmek dileğiyle. Seni seviyorum ve sen bunu biliyorsun.

Merve… Yıl 1997. Üniversite sınavı denen saçmalığın hayatıma kattığı değer, güzel insan. Beni ilk gördüğünde bana gıcık olduğunu, beni çok ukala ve soğuk bulduğunu söyleyebilecek kadar dürüst insan. Hayatımda bir örneği daha olmayan güzel dostum, en vefalım, en kırılganım, en temiz kalplim o benim. Hep koşturmaca içinde geçen iş hayatım yüzünden onu uzun süre arayamadığımda beni arayıp “Bak gerçekten bir daha aramayacağım seni” diye sitem edip telefonu kapatan, sonra dayanamayıp “Seni çok seviyorum.” diye mesaj atan bambaşka bir yürek. Onunki kadar temiz bir kalbin içinde yerim olduğunu bilmenin mutluluğu ile yaşama şansı veriyor bana. Sana hiç söyledim mi bilmiyorum Merve’m ama seni çok seviyorum. Hep yanımda ol, hep yanında olayım, her istasyonda…

Özgür ve Yavuz… Yıl 1998. Üniversiteye ilk senede girememenin bana kazandırdığı, hayatıma kattığı muhteşem adamlar.  Onlar en güvendiklerim, hep yanımda olanlar, sendeleyip düştüğümde kolumdan tutup kaldıranlar, iyi gün değil kötü gün dostu olanlar. Onlar hayatta hiç kimseye değişmeyeceklerim. Hayatımda, sürekli dırdır, vırvır, mırmır ettiğim ve bana sonsuz bir kredi açmış canlarım onlar.  Sessiz kaldıklarında en çok kırıldıklarım, seslerini duyduğumda içimin coştuğu ayrılmaz ikilim onlar. Her ikisi,  ne kadar birbirinden farklı karakterler de olsa, her halleri, her sözleri ile kabul ettiklerim, çok sevdiklerim. Kaybetmekten en çok korktuklarım onlar. Mutlu olduklarında mutlu olduğum, mutsuzluklarını gördüğümde dünyayı yakabilecek kadar sevdiklerim onlar. Hep yanımda olun, aramıza bir gün  mesafeler de girse siz hep iyi olun, mutlu olun, iyi olduğunuzu mutlu olduğunu bileyim her istasyonda… Beni hatalarımla, eksiklerimle kabul ettiğiniz için teşekkür ederim. Çok seviyorum sizi.

Simay… Yıl 2003 Üniversite hayatının hayatıma kattığı en özel insan, kardeşim, dostum… İlk 1999 yılında tanıştık onunla. Merhaba ve günaydından öte değildi ilişkimiz. Yurt dışına gidip uzun bir aradan sonra döndüğümde bıraktığım yerdeydi. Ön yargılarımı yıkan insan. Onu ilk tanıdığımda, bir gün onu kalbimin baş köşesine oturtacağımı asla düşünmemiştim. Evini evim bildiğim, yüreğimdeki her şeyi sonuna kadar açmaktan korkmadığım, benim yüreğimdekini kendi yüreğindeki gibi koruyacağından emin olduğum, akıl danıştığım, bu garip ve zor yolculukta herkes gibi bazen süngüm düştüğünde kolumdan tutup kaldıran süngümü elime verip, hep ne kadar güçlü olduğumu hatırlatan kocaman yürekli dostum, kardeşim o benim. Bana teyze olmanın güzelliğini ilk kez yaşatan, hayatıma kendi kadar güzel kızı Cemre’yi ve arada birbirimizi yesek de ağabeylik yapan eşi Cem’i katan mucizem o benim. Bana Kübük dediğinde, iyi ki hayatımda varsın deyip şükrettiğimsin Simayım. Hep yanımda ol, olduğun yerde kal, kımıldama hiç. Sana seni sevdiğimi çok söyledim ama bir kez daha seni seviyorum.


Selçuk… İlk iş deneyimi, ilk ajans ve tanıştığım müthiş bir yürek. Ne çok hakkın var üstümde. Sabahlara kadar çalışmalarımız, gezmelerimizi, ilk iş deneyimi tecrübesizliğimde stresten, midemin ağrısından kıvrandığımda doktorum, psikoloğum olmuş örneği olmayan bir tanecik adam. Senle hep gezdiğimiz, güldüğümüz, ajansta ara sıra delirdiğimiz anlar aklımda. Sinirlendiğinde “yaaouu Kübra” diye ağzın dolu dolu söylediğin ismim ve didişmelerimiz, hepsi özel, hepsi aklımda. Artık az görüşebiliyoruz evet, önemli mi, yok be canım. Hep telefonun ucundasın, hep telefonun ucundayım. Napıyon kanks, olduğun yerde kal güzel adam, güzel insan.



Sezen… Üniversitedeyken ayrı, şimdilerde daha ayrı sevdiğim insan. Yanında her türlü delirebildiğim, şımarabildiğim, her halimi gayet olağan karşılayan çünkü kendisi de en az benim kadar deli olan :) müthiş insan, canım dostum. Beraberken neredeyse hep güldüğümüz, ciddi konuşmaların sonunu kahkahalara bağladığımız, yanında her şeyi boş verdiğim, koy verdiğim, kafasını kapıdan uzatıp ben geldim dediğinde, ruhumu renklendiren özel mi özel, güzel mi güzel insan. Seni seviyorum Sezenimooo, beraber her istasyonda, trende, vapurda, orada, burada kimseyi takmadan delirmeye devam edelim olur mu? Seninle gülmek kadar güzeli yok.

Bu kadar mı? Elbette değil, üniversite hayatı bana çok güzel insanlar kazandırdı.

Ali, Ayşe, Gökhan, Gülşah, Hamza… Gülşah duymasın ama istediğimiz kadar sık görüşemesek de biliyorum oradasınız. Ve sizlerle hayatı paylaşmak çok güzel. Hep Kübü’nüz olarak kalmak istiyorum. Kaybolmayın bir yere çünkü daha çok şenlikli sohbetlerimiz, Hamza ile Gökhan’ın takılmalarına gülüşlerimiz olacak. Seviyorum sizi.

Aslı Bilgiç, Başak, Esra, Çiğdem, Zehra, Gözde; Nilay, Nazlı, Aslı Aytaç ve daha niceleri…  Hayat koşuşturmasında uzaktan takip etmek zorunda kalsam da, hayata bakışları, duruşları ile işte benim böyle arkadaşlarım var demekten gurur duyduğum insanlar. Seviyorum sizi.

Çiğdem Akça… İngiltere’de tanıştığım, zaman zaman kopsak da hayatımın en önemli dönemlerinden birini beraber geçirdiğim güzel insan. Okyanusa karşı çok efkârlanmış olsak da, bir o kadar da eğlendik seninle be! J Sen kızsan da benim hep Çiçommm olarak kalacaksın. Yağmurlu ülkeden bana kalan, yüzü hep güneşli insan, seviyorum seni.

Salih ve Maria…  İngiltere’de tek göz evi, okul, iş sonrası yorgunluğu paylaştığım, sarımsaklı yoğurtlu makarna yemeyi dünyanın en güzel keyfi haline getirebildiğimiz, 20’li yaşlarımızın başında en heyecanlı, en deli, dünyanın gerçeklerinden en habersiz olduğumuz dönemlerimizde birbirimize sırt verdiğimiz dostlarım. Şimdi siz hala dünyanın bir başka köşesinde olsanız da, bilin ki beraber yenmiş bir tabak makarnanın 40 değil, 400 yıl hatrı var. Biz beraber kaç tabak makarna yedik dersiniz? J Allahtan yüreklerimiz arasında mesafeler ve sınırlar yok.  Love You Maria & Salih.

Nesli... İngiltere'den dönmek üzereyken son dönemeçte tanıştığım ve son bir yılı muhteşem kılan insan. Hala aynıyız, hala birlikte, hep olmasını ümit ettiğim gibi. O şimdi hak ettiği kadar muhteşem bir aşkın kollarında. 14 Ağustos'ta yine ve hep olmak istediğim gibi yanında, düğününde olacağım için çok mutluyum. Ne güzel gencecik ve hayatın bizi nereye sürükleyeceğini bilmediğimiz dönemlerden şimdi mutlu ve huzurlu olduğumuzu görebildiğimiz günlere varabilmek, dost kalabilmek ve hala birbirimize kuzummm diye seslenebilmek.( Buraya 14 Ağustostan sonra senle düğününde çekileceğimiz güzel bir foto gelecek :) Hep mutlu ol, hep neşeli ve dünyanın bir başka ucunda da olsan hep benim kuzum kal :)

Nihan… Aynı ana babadan olmasak da kız kardeşim. İş hayatının insana katabileceği en güzel, en özel insan. Bazen abla olduğum, bazen akıl aldığım kalbimin köşesi iyi ki varsın.

Daha yazamadığım daha onlarca insan var. Onlar bendeki yerini elbette biliyor.

Ve elbette ailem;
Annem, iyi ki varsın, iyi ki senin kızınım, öğrettiğin her şey için, her zaman arkamda durduğun için, bana hep inandığın için teşekkür ederim ve elbette beni çektiğin için. Başka kim çekebilirdi benim yazma, okuma buhranlarımı J
Babam, idolüm, her şeyim, uzaklarda olsan da hayatın bana verdiği en büyük şanstı senin gibi bir adama “babam” diyebilmek ve senin gibi bir insan tarafından çok sevilmek.

Kardeşlerim; Keremim, “Ruhum” bellediğim; Ebrarım, “Ömrüm” bildiğim. Bir gülüşleri için dünyayı verebileceğim, üzüntüleri için dünyayı yakabileceğim, hayatımı anlamlı kılan tek gerçeğim onlar… Kol kola, sırt sırta hiç kırmadan, bugüne kadar hiç kırılmadan ömrümü paylaştıklarım... Onlar gibi kardeşlere sahip olduğum için ne kadar şükretsem yetmez. Hep birlikte nice uzun yıllarımız olsun. En mutsuz günleri bile, varlıklarıyla benim için mutlu kılabilen tek insan onlar. Umudum, geleceğim, ruhum, ömrüm onlar…  Çok seviyorum sizi, hem de çooook miniklerim.

Gizemim… Mucize gibi geldin. Önce Kerem’in hayatına sonra benim hayatıma. Ne güzelmiş bir kız kardeş sahibi olmak. Ne güzelmiş zarif, ince düşünceli, hep gerçekçi bir dost kazanmak. Kuzum iyi ki geldin, iyi ki varsın.

Kocaman bir ailem olduğu için çok şanslıyım. Ve herkese bir teşekkür borçluyum. Beni, geleceğim deyip gidemememe, birçoğuyla çok sık görüşemiyor olmama rağmen hep aynı sıcaklıkta kucakladıkları, olduğum gibi kabul ettikleri için başta kuzenlerim olmak üzere ( neden isimlerini yazmıyorum, kocaman bir aileyiz dedim ya J) herkese teşekkür ederim. Varlığınız hep güç ve huzur verdi, verecek. Sizi çok sevdiğimi bildiğinizi biliyorum.

Teyzelerim,dayılarım,amcalarım,halalarım dualarınızda olduğumu biliyorum.Hep arkamda, yanımda, olduğunuzu bilmek ne büyük bir güven,ne büyük bir zenginlik.Kiminizin kara böceği,kiminizin Kübişi, kiminizin Küboşu olmaktan o kadar çok mutluyum ki.

Teşekkürler hayat, bu muhteşem insanları bana getirdiğin için
Teşekkürler hayat, seviyorum seni diyebileceğim onlarca insanla yolumu kesiştirdiğin için
Teşekkürler hayat, her türlü saçmalığına rağmen bana, sana tahammül edecek gücü veren insanları da verdiğin için
Teşekkürler hayat, ilkokul, ortaokul, lise, üniversite, yüksek lisans her nerede ne sebeple olursa olsun karşıma güzel insanlar çıkardığın için
Teşekkürler hayat, bana vicdanlı, yürekli, herkes için adalet isteyen, ön yargısız, vazgeçmeyen, başkalarının hakları için savaşacak kadar kudretli dostlardan, arkadaşlardan oluşan bir dünya bahşettiğin için...
Teşekkürler, teşekkürler, teşekkürler...

25.07.2014


19.07.2014

Ömrüm, ömrün olsun çocuk...



Sol yanım bombalanıyor Gazze’de
Bir tek çocuk ağlarken bile gülmek haram yazılsın hepimize!

Şimdi o fotoğrafına bakıyorum çocuk, bir arabanın dibine çökmüş ağlıyorsun, gazete "ailesinden on yedi kişi ölen çocuk" diye yazmış. Parmaklarımla tek tek sayıyorum. Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yutkunuyorum, yedi, sekiz, dokuz, başımı önüme eğiyorum, on, on bir, on iki, nefes alamıyorum, on üç, taşıyamıyorum bu yükü dizlerimin üstüne çöküyorum, on dört, on beş, gözlerimi susturamıyorum, on altı, on yedi, yüreğim alev alıyor. Yanıyorum çocuk, yanıyorum!

Utanıyorum çocuk, döktüğün her damla gözyaşını avuçlarımda toplamak, yüreğine serinlik olsun diye okyanuslara ulaştırmak istiyorum.

Eziliyorum çocuk, sana can, sana umut, sana gelecek vaat edemediğim için eziliyorum.
Yüreğimden dökülen tüm dualara, dilimden dökülecek küfürler, lanetler karışmasın diye mühürlüyorum kelimelerimi.

O gece, o kara günün gecesinde kim sardı seni, kim kucakladı, kim avuttu, kim elini acıyla çırpınan yüreğinin üstüne koyup “geçecek” dedi. Karanlıktan belki de ilk kez o gece korktun çocuk.

Uzandığında yatağına, perdenin gölgesi ilk kez bomba oldu, silah oldu, tank oldu belki de duvarda, kan oldu aktı gözlerinden… Annenin sıcaklığını, babanın şefkatini istedin belki o anda. Yoktular yanında, olamayacaklar…

Bu kara günlerin, kan kokan saatlerinde kıpırtısız duvara bakıyorum bazen.
Yiten canların gölgesi düşüyor duvara ölüm renginde, saydıkça sayıyorum
İsmail 9, Ahed 10,  Zekeriya 10, Muhammed 11…

Kumsalda bir topun peşinden koşarken, gülücüklerinizden mi vurdular sizi, yarınınızı bir süngünün ucunda mı sundular karanlığa, toprağa…

Sevecektin daha sen çocuk! Aşık olacaktın, bir kız için dertlenip türkü tutturacaktın o kumsalda sen, bir şiirin mısralarında ağlayacaktın bir gün,  ve bir gün evlenip baba olacaktın. Çocukluğunu aldıkları yetmedi,  aşkını, sevdanı çaldılar senden.

Sığamadık koca bir mavinin altına, bu sonsuz gökyüzü yetmedi bize.

Topraktan geldik ya, toprağa dönemeyeceğiz biz çocuk
Kabul etmeyecek bizi toprak, kanla, çocukların gözyaşları, kundakta bebekler, anaların ağıtları ile doldurduğumuz toprak kusacak hepimizi çocuk!

Gülmekten utanıyorum, rahatça yatağımda uyumaktan, sabahları güne umutla uyanmaktan, utanıyorum. Sen ve senin gibi binlerce, milyonlarca çocuğun dünyanın başka köşelerinde geleceği yakılmışken nefes almaktan utanıyorum çocuk.

Darağacında sallanırken gülüşleriniz, umutlarınız, yarınınız, ciğerlerime gölgesi düşüyor yalnızlığınızın, kara bir leke oluyor, ölüm soluyorum çocuk, seni soluyorum, seni çekiyorum içime, içimde dalga dalga büyüyorsun, öleceksek beraber ölelim istiyorum.

 19.07.14