13.10.2015

Bize Ne Oldu Böyle...


Milyonlarca cenaze kalkıyor yüreğimden.
Ne kefen, ne tabut, ne toprak yetiyor yüreğimden taşanları gömmeye.
Bu öyle bir ölmek ki, sandık sandık acı biriktiriyorum geleceğe
Yok olmuyor, hayat devam ediyor, sözü rahatsız ediyor
Biliyorum ya, bu ülkenin bazı evlerinde yas tutuluyor, insan gülmeye utanıyor.
Ölüm acısını biliyorum…
Herkes hayatına devam edince, taziyeye gelenler azalıp, en sonunda sen evde yitirdiğin annenin, babanın, kardeşinin, evladının, eşinin, sevgilinin yokluğuyla yüzleşince dokunuyor cana.
Hele bu öylesi bir yitirmek ki, insan tek parça mezara koyduğu sevdikleri için şükrediyor
Öyle günlerden geçiyoruz işte. En azından, sevdiklerimi tek parça gömebildik diye şükrettim ben dün.
Ölü de bir şekilde gömülüyor da nefreti gömemiyoruz hiçbir yere. Ne paramparça, ne tek parça!
Ne hale geldi bu ülke? Biz ne zaman ölülerin arkasından böylesi nefret kusar olduk? Biz ne zaman insanlığımızı unuttuk. Aylardır ülkenin her yanından ağıt yükseliyor. Evine ateş düşmeyen kaç aile kaldı? Ama öyle bir haldeyiz ki, kimse kendi acısı haricinde hiçbir şeyi umursamıyor. Olmuyor. Ben yapamıyorum. Sağlıklı düşünemiyorum bugünlerde belki ama gün içinde gülsem o insanların yasına saygısızlık etmiş sayıyorum kendimi. İki gün ağlasak üçüncü gün herkes yine kendi derdinde. Ben ne yapabilirim ya da ben ne yapmadım diye düşünen kaç kişiyiz?
Çocuklarımıza sevmeyi öğretmiyoruz biz. Kimleri sevmemeleri gerektiğini öğretiyoruz. İlk tanıştığımız insana nerelisin diye sormayı marifet biliyoruz. Nereli olduğuna göre nasıl biri olduğuna karar veriyoruz. Kişisel devrimini tamamlamamış insanların olduğu bir ülkede, ülkeyi, insanların kafasını değiştirmekten bahsediyoruz. Kişisel devrim bunu hiç düşündük mü? Ailelerinin öğrettiği şeylerden farklı düşünen, düşünebilen birey olabilmiş kaç kişi var bu ülke? Ailesinden öğrendiklerini, toplumdan gördüğünü sorgulayan, kendi bildiğini dahi doğru kabul etmeyip bildiklerini sorgulayarak kendi gerçeğine kavuşmuş kaç birey var bu ülkede? Kaçımız kendi  doğrularımızı bulmak üzere yetiştirildik? Kişi olarak kalmamış, kendi özgür iradesi ve düşüncesiyle birey olabilmiş kaç kişi var bu ülkede?
 Yıllar önce İngiltere’de yanında kaldığım ailenin 12 yaşındaki oğlu eve gelip de, parkta bir çocuk tarafından tartaklandığını söylediğinde apar topar parka gidip çocuğa kızıvermiştim. Akşam olayı öğrenen aile uyarmıştı beni “Sakın bir daha müdahale etme lütfen!” diye. Ama ben, diye girmiştim cümleye. Hayır demişti kadın, “Max 12 yaşında, biri ona şiddet kullandığında ne yapması gerektiğine kendi karar vermeli ve aldığı kararın sonucu ne olursa olsun onla yüzleşmeli!” Hiç unutmadım o günü. Ya bu ülkede, oğul babasından farklı bir futbol kulübünü desteklese bile mesele. Kendimiz hiç özgür olamadığımız için özgürce sevemiyoruz da insanları işte. Her konuda konulmuş kurallarla büyüyen, çocukluğu boyunca beyni yıkanmış insanlar… O şehirden kız alınmaz, bu şehre kız verilmez, o şehrin erkekleri tembel, farklı mezhepten insanlar evlenemez, aman şuralı mı onlarla ticaret yapılmaz, hep bir genelleme hep bir genelleme… Doğduğu yeri, mezhebini, kimlerden olduğunu bilmeden sevmeyi kaçımız öğrendi ki!
 Sevmeyi bilmediğimiz ve gerçekten insanı insan olduğu için sevmek gerektiğini öğretmediğimiz için, bu ülkede ölen her insandan hepimiz sorumluyuz. Biri öldüğünde, kim olduğuna göre yas tutan insanların olduğu bir ülkede çocuklarına aslolanın “insan” olduğunu öğretmeyen her anne baba bu ülkede ölen her insandan sorumlu! Ne yani mesele bu kadar basit mi deme. Değil belki, benim kafam bu kadarına basıyor. Gerçekten sevseydik, sevebilseydik birbirimizi,  ne bölmeye, ne öldürmeye kimsenin gücü yetmezdi bizi. Güçlü olmak birlik olmaktan geçiyor. Sevmediğinle yan yana durmaya tahammül edemediğinle, oh iyi ki ölmüş onlar diyebildiğin canice katledilmiş insanların ailelerine baş sağlığı daha vermeye imtina ettiğinle nasıl birlik olursun? Güçlü olmak sorgulamaktan geçiyor? Kaç kişi gerçekten neyi sorguluyor. Kişisel devrimini gerçekleştirmemiş birey olamamış insanlar sorgulamaz. Kişileri yönlendirsin çoğu zaman istediğin gibi, gerçek bir birey için bu mümkün değildir. O yüzden bu ülkenin geleceği için  önce sevmek öğretilmeli, nedensiz sevmek ve birey olabilmiş gençler yetiştirilmeli. Yani klişe olacak ama eğitim şart! Kafam çok dolu. Tam toparladığımdan bile emin değilim ne söylemek istediğimi. Aklımda 9 yaşındaki Veysel’in maviş gözleri, Dilan’ın gülümseyişi doluya koyuyorum almıyor, boşa koyuyorum dolmuyor. 
Sevgiyle kalın...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder